Netfener

for

İngilizce → Türkçe: for

#İngilizceTürkçe
1Genel
for sözcük

"for" geçen ifadeler ve phrasal verb'ler

#İngilizceTürkçe
1Kalıp
Örnek cümle

Let's go for a walk after dinner.

Akşam yemeğinden sonra yürüyüşe çıkalım.

2Kalıp
Örnek cümle

I like fruit, for example apples.

Meyve severim, örneğin elma.

3Kalıp
Örnek cümle

I'll be there for sure.

Kesinlikle orada olacağım.

4Kalıp
Örnek cümle

Some fruits, for instance oranges, are rich in vitamin C.

Bazı meyveler, örneğin portakal, C vitamini açısından zengindir.

5Kalıp
Örnek cümle

This meal is good value for money.

Bu yemek fiyatına değer.

6Kalıp
Örnek cümle

Who is responsible for the accident?

Kazadan kim sorumlu?

7Kalıp
Örnek cümle

Can you make room for one more person?

Bir kişi daha için yer açabilir misin?

8Kalıp
Örnek cümle

Don't take your health for granted.

Sağlığını olağan sayma.

9Kalıp
Örnek cümle

I'm living with my parents for the time being.

Şimdilik ailemle yaşıyorum.

10Kalıp
Örnek cümle

Cars are responsible for much of the pollution.

Kirliliğin büyük kısmından arabalar sorumlu.

11Kalıp
Örnek cümle

They stayed together for the sake of the children.

Çocuklar için birlikte kaldılar.

12Kalıp
Örnek cümle

After a long trip, home is a sight for sore eyes.

Uzun bir yolculuktan sonra evi görmek ne güzel.

13Kalıp
Örnek cümle

Young people account for 20% of voters.

Gençler seçmenlerin %20'sini oluşturuyor.

14Kalıp
Örnek cümle

For what it's worth, I think you did well.

Ne kadar işine yarar bilmem ama bence iyi iş çıkardın.

15Kalıp
Örnek cümle

The project is a blueprint for other cities.

Proje diğer şehirler için bir model.

16Kalıp
Örnek cümle

Time and tide wait for no man.

Zaman kimseyi beklemez.

17Kalıp
Örnek cümle

He made a name for himself as a chef.

Aşçı olarak adını duyurdu.

18Kalıp
Örnek cümle

Our teacher told us to reach for the stars.

Öğretmenimiz yüksek hedefler koymamızı söyledi.

19Kalıp
Örnek cümle

For the record, I disagreed.

Belirtmek isterim ki ben katılmamıştım.

20Kalıp
Örnek cümle

A four-day week? I'm all for it.

Dört günlük çalışma haftası mı? Sonuna kadar destekliyorum.

21Phrasal Verb
look for phrasal verb
Örnek cümle

I'm looking for my keys.

Anahtarlarımı arıyorum.

22Phrasal Verb
Örnek cümle

You should stand up for your friends.

Arkadaşlarına arka çıkmalısın.

23Phrasal Verb
Örnek cümle

Tourism accounts for 10% of the economy.

Turizm ekonominin %10'unu oluşturuyor.

24Phrasal Verb
opt for phrasal verb
Örnek cümle

Many students opt for online courses.

Birçok öğrenci çevrimiçi kursları tercih ediyor.

25Phrasal Verb
long for phrasal verb
Örnek cümle

She longed for a quiet life.

Sakin bir hayata hasret çekiyordu.

26Phrasal Verb
Örnek cümle

Don't settle for less than you deserve.

Hak ettiğinden azıyla yetinme.

27Phrasal Verb
account for sth phrasal verb
açıklamak, (…in) nedeni olmak; (oran olarak) oluşturmak

Akademik karşılığı: explain; constitute

Örnek cümle

Women account for nearly half of the country's workforce.

Kadınlar ülkenin işgücünün neredeyse yarısını oluşturuyor.

28Phrasal Verb
opt for sth phrasal verb
(seçenekler arasından) …i seçmek, tercih etmek

Akademik karşılığı: choose; prefer

Örnek cümle

More and more students are opting for online courses.

Giderek daha fazla öğrenci çevrim içi dersleri tercih ediyor.

29Phrasal Verb
go for sth phrasal verb
…i seçmek, tercih etmek; (bir şeyi) elde etmeye çalışmak

Akademik karşılığı: choose; pursue

Örnek cümle

Customers on a tight budget usually go for the cheaper model.

Bütçesi kısıtlı müşteriler genellikle daha ucuz modeli seçer.

30Phrasal Verb
plump for sth phrasal verb
(uzun düşündükten sonra) …i seçmek

Akademik karşılığı: choose

Örnek cümle

In the end, the voters plumped for the opposition candidate.

Sonunda seçmenler muhalefet adayını seçti.

31Phrasal Verb
stand up for sb/sth phrasal verb
(birini, bir hakkı) savunmak

Akademik karşılığı: defend

Örnek cümle

The organisation stands up for the rights of migrant workers.

Kuruluş göçmen işçilerin haklarını savunuyor.

32Phrasal Verb
stand for sth phrasal verb
(kısaltma) …in yerine geçmek, anlamına gelmek; savunmak; (genellikle olumsuz) göz yummak

Akademik karşılığı: represent; tolerate

Örnek cümle

WHO stands for the World Health Organization.

WHO, Dünya Sağlık Örgütü'nün kısaltmasıdır.

33Phrasal Verb
make up for sth phrasal verb
Örnek cümle

Higher wages did not make up for the loss of job security.

Daha yüksek ücretler iş güvencesinin kaybını telafi etmedi.

34Phrasal Verb
head for sth phrasal verb
(bir yere) doğru gitmek, yönelmek; (bir duruma) doğru gitmek

Akademik karşılığı: go towards

Örnek cümle

Thousands of families headed for the coast during the holiday.

Tatil boyunca binlerce aile sahile doğru yola koyuldu.

35Phrasal Verb
fill in for sb phrasal verb
(geçici olarak) birinin yerine bakmak, işini yapmak

Akademik karşılığı: substitute for

Örnek cümle

A retired teacher filled in for her while she was on leave.

O izindeyken emekli bir öğretmen onun yerine derslere girdi.

36Phrasal Verb
stand in for sb phrasal verb
(geçici olarak) birinin yerine geçmek, vekâlet etmek

Akademik karşılığı: deputize for

Örnek cümle

The vice-president stood in for the president at the summit.

Zirvede başkana başkan yardımcısı vekâlet etti.

37Phrasal Verb
speak for sb/sth phrasal verb
Örnek cümle

The union claims to speak for all workers in the industry.

Sendika sektördeki tüm işçiler adına konuştuğunu iddia ediyor.

38Phrasal Verb
fall for sb/sth phrasal verb
(birine) âşık olmak; (bir hileye) kanmak

Akademik karşılığı: be deceived by; fall in love with

Örnek cümle

Thousands of people fell for the online investment scam.

Binlerce kişi çevrim içi yatırım dolandırıcılığına kandı.

39Phrasal Verb
care for sb/sth phrasal verb
(birine) bakmak; (bir şeyi) sevmek, hoşlanmak

Akademik karşılığı: look after; like

Örnek cümle

Many adults care for elderly parents while working full-time.

Pek çok yetişkin tam zamanlı çalışırken yaşlı ebeveynlerine bakıyor.

40Phrasal Verb
long for sth phrasal verb
(bir şeyi) çok istemek, özlemek

Akademik karşılığı: yearn for

Örnek cümle

After years of war, people longed for peace and stability.

Yıllarca süren savaştan sonra insanlar barış ve istikrarı özlüyordu.

41Phrasal Verb
feel for sb phrasal verb
(birinin) acısını paylaşmak, (birine) üzülmek

Akademik karşılığı: sympathize with

Örnek cümle

We all feel for the families who lost their homes in the fire.

Yangında evlerini kaybeden ailelerin acısını hepimiz paylaşıyoruz.

42Phrasal Verb
allow for sth phrasal verb
(bir şeyi) hesaba katmak, (bir şeye) pay bırakmak

Akademik karşılığı: take into account

Örnek cümle

The budget allows for a ten per cent rise in energy costs.

Bütçe enerji maliyetlerinde yüzde onluk bir artışı hesaba katıyor.

43Phrasal Verb
call for sth phrasal verb
gerektirmek; (bir şeyi) talep etmek, istemek

Akademik karşılığı: require; demand

Örnek cümle

The situation calls for immediate action.

Durum acil önlem gerektiriyor.

44Phrasal Verb
provide for sb/sth phrasal verb
(birinin) geçimini sağlamak; (yasa) öngörmek, hükme bağlamak

Akademik karşılığı: support; stipulate

Örnek cümle

The new law provides for free medical care for children under five.

Yeni yasa beş yaş altı çocuklar için ücretsiz sağlık hizmetini öngörüyor.

45Phrasal Verb
cater for sb/sth phrasal verb
(bir grubun ihtiyaçlarını) karşılamak, (…e) hitap etmek

Akademik karşılığı: serve; meet the needs of

Örnek cümle

The school caters for children with a wide range of abilities.

Okul çok farklı yeteneklere sahip çocukların ihtiyaçlarına hitap ediyor.

46Phrasal Verb
make for sth phrasal verb
(bir sonuca) katkıda bulunmak, yol açmak; (bir yere) yönelmek

Akademik karşılığı: contribute to; head for

Örnek cümle

Clear instructions make for a safer workplace.

Açık talimatlar daha güvenli bir iş yerine katkıda bulunur.

Anlamında "for" geçen terimler

#Türkçeİngilizce
1Genel
forever sözcük

Netfener Sözlük; Kelime Motoru (A1–C1), The Ultimate Phrasal Verbs Guide ve YÖKDİL alan sözlüklerimiz için Netfener tarafından hazırlanan anlam ve örneklerden oluşur. Telaffuz, cihazının kendi sesleriyle çalınır.